top of page

19 MART’IN 1.YILDÖNÜMÜ, GENÇLİK MÜCADELESİNE ETKİLERİ VE ÇIKARILMASI GEREKEN DERSLER

  • Yazarın fotoğrafı: Gençlik Devirecek
    Gençlik Devirecek
  • 3 gün önce
  • 5 dakikada okunur
Sokakta devrilmiş çöp konteynerlerinin arkasında insanlar yürüyüş yapıyor. Üstte "Özgürlük Sokakta Kurtuluş Kavgada!" yazısı var.

Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasıyla başlayan süreç yakın zamanda birinci yılını doldurdu. Tayyip Erdoğan’ın en güçlü rakibi olarak gördüğü İmamoğlu’na dönük tutuklama devamla CHP’ye dönük daha büyük bir saldırının kapısını da açtı. Son yılların en büyük siyasi davası olan 19 Mart sadece bununla sınırlı ele alınamaz.


Bu siyasi dava uzun bir süredir politik bir aktör olarak rolünü oynaması gereken gençliğin üzerindeki ölü toprağını atmıştır. Yazımızın esas konusu da bu olacaktır. Bunun için 19 Mart sürecinin öncesini, kendisini ve sonrasını inceleyeceğiz. Bütün bu sürece belirli bir düzey yön veren gençlik hareketine etkilerini ve önümüzdeki politik süreç boyunca görevlerimizi geçmişin dersleri üzerine bina edeceğiz. Öte yandan kimi yanlış eğilimlere de yer yer değineceğiz. 19 Mart’ın birinci yıldönümünde gençlik hareketi, yanlış eğilimler ve doğru olan nedir?


19 Mart’ın Koşullarını Sağlayan Faktörler


23 yıla aşkın iktidarı boyunca AKP siyasal rakiplerini elerken çeşitli yöntemlere başvurdu. En önemli silahı ise ittifak ilişkileriydi. Uzun iktidarı boyunca devlet içi ittifak ilişkilerini yönetti. Ancak yoksulluğun, işsizliğin, bölüşüm krizinin zirveye çıktığı bu zamanlarda AKP ittifak ilişkilerinin yanı sıra güçlü rakiplerine karşı açık siyasi baskı da uygulamaya başladı. Bunu sağlayan güç tabansal bir genişleme değildir. Aksine AKP’nin siyasal tabanı daralmaktadır. Hem de MHP’yle ittifak olmasına rağmen bu tersine gidiş durdurulamamaktır.


Ancak devlet mekanizması çok daha merkezi ve AKP tarafından koordine edilebilen bir yapıya dönüştü. Hemen her alan AKP ve MHP arasında paylaşılmıştır. Ayrıca not düşmekte fayda var. AKP iktidarı boyunca dış politikadaki gündemleri kendi siyasi ajandasına uygun bir şekilde içeride de kullanıyor. AKP’nin bu siyasi operasyonlarına geri geleceğiz ancak dış politikada da iktidarı çıkmaza sokan gelişmelere kısaca bakmakta fayda var.


Emperyalist Sahnede Türkiye’nin Sembolik İmajının ve Sahici Aparatlığının Çatışması


Türkiye, emperyalist sahnede tarihinin başından beri oynadığı aparat rolünü adeta bir saklambaç oyunu gibi kapalı kapılar ardında yaptığı sözde gizli saklı anlaşmalar ve toprak paylaşımlarıyla yürütüyor. Bu saklambaç oyununda en güvenilir saklanma alanı ise korumaya çalıştığı anti-ABD’ci, anti-emperyalist konumu ve müslüman kardeşi olarak adlandırdığı sömürü ve soykırım altındaki mazlum ülkelerle kurduğu dayanışma. Türkiye’de müslüman tabana uzun bir süre buradan seslendi. Ayrıca özellikle askeri-sınai her ilerlemeyi veya anlaşmayı da gerçekliği tersyüz edecek şekilde ABD ve İsrail hamlelerine karşı ulusal hamle olarak sundu. Tayyip Erdoğan da bu durumda partiler üstü bir ulusal kahraman olacaktı. Ancak çelişki hep saklı kalmıyor.


ABD - İsrail ve Türkiye ilişkileri bu sefer de İran ve Filistin’de açıkça görünür bir halde. Hamas’ın İsrail’e yönelik yürüttüğü Aksa Tufanı Opersayonu’ndan sonra AKP’nin arkasına saklanacağı bir kamuflaj kalmadı. 1948’den beri soykırımını sürdürmekte olan İsrail’in bu operasyon ardından rejimini meşru bir zemine oturtmasıyla tüm dünyanın gözleri gerçekleşen katliama çevrildi.


Artık tabanının AKP’den net bir beklentisi vardı. İç politikadaki başarısızlığını örtmek için kullandırttığı “Ama dış politikada iyi” argümanı fiilen çöktü. Öyle ki bu sırada yapılan eylemlerden kazanımlar çıktı. Kimi anlaşma iptalleri, kimi açıklamalar gibi. Ancak öz itibariyle AKP - İsrail ilişkileri soykırımı kınayan ve pek de dişe dokunduğu söylenemeyecek ifadelerden sonra da devam etti. Elbette esas olarak da ticaret sürdürüldü.

Bugün İran’a dönük emperyalist saldırganlıkta da aynı tutumla tekrar karşılaşıyoruz.


ABD’nin saldırılarını gönülsüzce kınadıktan sonra İran’ın savunmak için yaptığı karşı saldırıyı da kınamadan kürsüden inmiyorlar. Görüyoruz ve görüyorlar ki artık mesele emperyalist paylaşım içinde kendilerine ayırabilecekleri dolgun bir pay. Ancak bu politik açmazların politika ve mücadele konusu olmaması, tepkilerin bastırılması için daha büyük hamleler ‘’iç hameleler’’ gerekli.


Dışarıda El Yükseltmenin Ardından Gelecek Mecburi Hamle: İçeride de El Yükseltmek


Bu bütüncül bakış açısından yardımla 19 Mart’ta İmamoğlu’nun gözaltına alınmasını bir el yükseltme olarak okuyabiliriz. Artık amaç seçmen gözünde meşruiyete ulaşmak değil, devlet içindeki güçle rakibi azaltmak. İmamoğlu’nun tutuklanması, AKP’nin artık kartlarını açık ve hızlı oynamaya başladığının göstergesiydi. Hedef meclisi ve seçimi ortadan kaldırmak değildi. Ancak daha önce rakibini sadece karalayan Tayyip Erdoğan onu tutuklattırdı.


Olası seçimin nasıl olacağını toplumsal muhalefet güçleri ve onun dinamosu olan gençlik belirleyecek.

Nitekim AKP hesap etmese de gençliğin çıkışı bu saldırı sürecini yavaşlatmıştır. Ancak kesinlikle bitirmememişti.


19 Mart’tan Geriye Bize Ne Kaldı?


19 Mart’ın üzerinden geçen 1 yılın ardından gençlik ve öğrenci hareketinin kat ettiği yolu ölçmek için öncelikle durumun somut tahlilini yapmalıyız. Gençliğin bağımsız siyasi hattını oluşturma göreviyle bir kere daha karşı karşıyayız. Bunu somut gerçeklerle yapamazsak dünyanın yuvarlak olduğunu kanıtlamak için etrafını turlayan Macellan gibi başladığımız yere geri döneriz.


19 Mart’ta sokağa dökülen kitlelerin ağırlığını üniversiteli ve liseli gençlik oluşturdu. 23 yıllık iktidarında kazanamadığı gençlik AKP’nin yine başına bela olmuştu. Ancak bu ilk çıkış neredeyse tamamen tepkiseldi. AKP’ye dönük öfke sokağın esas motivasyonuydu. Bu haline ilk siyasal müdahale Beyazıt’ta yıkılan barikattı.


Pek çok başka siyasal müdahale uzun süren ve birçok ilde yaygınlaşan eylemler yarattı. Yıkılan her barikat başka bir şehirde de eylemlerde sıçrama arıyordu. Ancak esas önemli nokta ise burası. Sürecin başından itibaren hiçbir devrimci gençlik yapısı bu süreci kendi başına organize ve bağımsız olarak yürütemedi.


Devletin devrimci öğrencilere dönük saldırısıyla meydanlarda seküler görünümlü faşist çeteler boy veriyordu. Siyasal odağı AKP’den çıkararak içeriği popülist ve ırkçı olan sloganlarla barış sürecine itiraz ediliyordu. Ancak devrimci gençlik mücadelesi bütün bu karşı çabalara rağmen belli bir birikim sağlamayı başarabildi.

Ancak şuna da dikkat çekmekte fayda var. Bugün CHP’nin mitingleri AKP’yi zorlasa da 19 Mart konjonktürü için daha derinlikli bakmamız gerekir. İlk olarak bu eylemlerin gençliğin dinamizmi ve arayışının sonucu olduğunu söylemeliyiz.


Ancak CHP daha ciddi eylemlere dönecek olan bu gücü mitinglerle soğurmuştur.

O yüzden bizim için esas olan bağımsız bir gençlik hattı yaratabilmektir. Bu da elbette siyasal bilinç ve örgütlenmeyle başarılır. Geçerken kısaca vurgulamak gerekir ki solda da bu siyasal bilinci taşıma noktasında yanlış eğilimler ortaya çıkmıştır. Kitlelerin geri ideolojik gerçekliğine yaslanan ve onların dönüşümünü belirsiz bir zamana erteleyen bu anlayış kısa vadede şişse de uzun vadede daha olumsuz bir tablo olarak karşımıza çıkacaktır.


İçeriksiz ve programsız yapılan eylem çağrılarından ideolojik mücadele gerektiren pek çok alana kadar ‘’Önce örgütleyelim, sonra dönüştürürüz’’ mantalitesiyle popülist talepler sunan bu anlayış esas itibariyle yapamadığı görevlere bahane de sunmaktadır. Daha da acı olan bu ve benzeri her geri tutum bilinçli veya bilinçsiz yapılsın, sonucu CHP’ye yedeklenmek olur.


Ancak bu dediklerimizden basit sonuçlar çıkarılmamalıdır. Ne tek bir sloganla kitleler dönüşür ne de tek eylemle. Bu ancak bir birikimin ve çoklu görevlerin yerine getirilmesi sonucu olacaktır. Elbette 19 Mart’ta Beyazıt’ta yıkılan barikata atılan o ilk tekme başı boş bir tekme değildir. Elbette onbinlerce gencin dilindeki ‘’Kurtuluş sokakta sandıkta değil’’ ve ‘’Özgürlük sokakta kurtuluş kavgada’’ sloganı çizdiğimiz doğruya en yakın politik aksiyonlardır.


Örgütlü Gençliğe Düşen Görev Nedir?


Şimdiye dek tahlilini yaptığımız AKP-MHP iktidarı ve onun emperyalizm ilişkisi hattına yaslanarak gençlik hareketi için çizmemiz gereken yolu önümüzde apaçık ve upuzun bir yol olarak görebiliriz. Bu yola ulaşmak içinse bir mücadele alanı belirlemeliyiz. Yıllardır apolitik olsun diye çabalanan gençliğe anti-emperyalist bir hat çizmeliyiz. Kommer’in aracını yakanları, Elromları cezalandıranları ve 6. filoyu denize dökenleri anlatmalı ve mücadeleye yeni katkılar sunmalıyız. ‘’Bize ne İran’dan, bize ne Filistinden, bize ne Kürtlerden’’ sığlığı hem ideolojik hem pratik mücadeleyle aşılır. Kitlelerin gerisine yaslananlar dönüşüm değil ancak şovenizm yaratır. Görevimiz anti-emperyalist ve enternasyonalist bir hattır.


Ayrıca yıllardır dinci-kinci bir nesil oluşturmak için laikliğe saldıran iktidara karşı AKP’nin hegemonyasını oturttuğu düzlemi sarsacak bir hat çizmeliyiz. Bugün bu hegemonyanın gençliğe dokunduğu alanlar olan yaşam tarzına müdahaleye karşı savaş açmak kitleyi mücadeleye katmada işe yarayacak önemli bir hamledir.


Bitirirken 19 Mart’ta açığa çıkan dinamiğin İmamoğlu şahsı için olmadığını not düşelim. CHP de bir sermaye partisidir. Siyasal gericiliğin kalesi durumunda olan AKP iktidarı yıkmak için fiili mücadeleyi ona akıtırken ideolojik çizgiyi başta gençlik mücadelesinde olmak üzere ayrıştırmalıyız. Bizler sermayeye ve onun bütün temsilcilerine karşı toplumdan yana bir eğitim, toplumdan yana bir bölüşüm için mücadele ediyoruz. Esas eksenimiz budur.


Gençliğin öz örgütünü yaratmak için bütün gençleri örgütlenmeye ve mücadeleyi büyütmeye çağırıyoruz. Bağımsız bir devrimci siyasal hattı da böylelikle büyüteceğiz.

 
 

Gençlik Devirecek

V 1.0.1
bottom of page