Gençlik Üzerinde Yükselen Yeni Hareket Ve Bu Harekete Bir Alternatif Arayışı
- Müslüm Enes
- 17 Şub
- 3 dakikada okunur

AKP-MHP Türkiye'si, son 10 yıl boyunca iktidarını giderek yoğunlaştırdığı bir döneme girdi. Bu yoğunlaşmaya paralel olarak gençlik üzerinde muhalif, milliyetçi, seküler yeni bir taban oluştu. Özellikle Batı'dan ithal edilmiş, göçmen karşıtlığı, anti-semitizm ve neo-nazizm temelinde yeni bir sağ hareket olarak yükselen bu olgu, Türkiye'de de karşılığını Zafer Partisi gibi popülist partilerde buldu.
Seçimler konusunda tecrübeli bir parti olarak AKP, 2023 seçimlerini iyi okuyarak bu muhalif tabanı kendi kısa dönemli çıkarına göre kullandı. Uzun vadede baktığımızda Zafer Partisi gibi sağ hareketler, her ne kadar büyük bir toplumsal karşılığı varmış gibi gözükse de, oy oranları %2'yi geçemedi. Bu hayal kırıklığı sonrasında giderek pasif konuma düşen Zafer Partisi, tabanda karşılığını yeniden inşa edemedi. Bunun sonucunda örgütsüz, ancak düşünsel olarak hala popülist siyasetten kopamayan bir gençlik yığını elimizde kaldı. Bu heterojen yığın ise kendisini daha ilkeli ifade edebileceği yeni sağ hareketlere yöneltti. Bu yığının sağ harekette isimlerini yeni yeni duyduğumuz bir takım derneklerde gördük. Toplumsal gücü varmış gibi görünen bu yeni sağ hareketler, aslında hiçbir politika ve proje üretemedi. Başından beri barış sürecini baltalayacaklarını söylese de, hiçbir etki alanında bulunamayan, sosyal medya çığırtkanlığından öteye gidemeyen bu hareket, sokakta cılız bir ses yükseltmekten başka bir şey yapamadı.
Yani gençlik üzerinde yükselen yeni hareketin ortak noktası, siyasal dinciliğin kamusal alandaki etkisine tepki olarak doğan yeni bir seküler alternatif arayışıydı. Bu arayış tabiki bir anda oluşmadı. AKP yıllardır gençlik üzerinde kültürel bir iktidar yaratma çalıştı. İmam hatip okullarının sayısında devasa artış ve müfredatın dincileştirilmesi AKP'nin eğitim alanında yaratmak istediği hegemonyanın en somut örneklerinden biridir. Bunun yanı sıra; TÜGVA, TÜRGEV ve Ensar Vakfı gibi doğrudan ya da dolaylı olarak tarikatlarla bağlantılı yapıları okullarda etkin kılarak çocukları ve gençleri kendi siyasal ajandası doğrultusunda şekillendirmek istedi. AKP'nin 'dindar nesil' projesinin temelinde, Cumhuriyet projesine alternatif olarak yıllardır geliştirmeye çalıştığı muhafazakar bir taban yaratma çabası yatmakta. AKP, bu tabanı gençlik üzerinden inşa ederek siyasal bekasını sağlamlaştırmayı hedeflemekteydi.
Ancak bütün bu ideolojik dayatmalar gençlik üzerinde karşılık bulamadı. Küreselleşme ve dijital çağın gelişimi, dünyada özellikle gençler için yeni bir kültür oluşturdu. AKP her ne kadar okullarda, yurtlarda ya da aile ortamında bir kültür oluşturmaya çalışsa da gençlerin bir çoğu kendi kültürünü internet üzerinden şekillendirdi. İktidarın yaratmak istediği dünya ile gençlerin içerisinde bulunduğu çağ bambaşkaydı. Bunun yanı sıra ekonomik eşitsizlikler, liyakatsiz atamalar, siyasallaşan din, yolsuzluklar gençlerin sisteme olan inançlarını yitirmesine neden oldu. Sonuç olarak AKP, gençlik üzerinde istediği hegemonyayı yaratamadı.
Gençliğin bugünkü arayışı, büyük oranda bir şeyleri reddetmek üzerinden şekillenmektedir. Baskıya, yoksulluğa, geleceksizliğe, adaletsizliğe ve eşitsizliğe; yani sistemin kendine içkin sorunlarına karşı bir isyan hakimdir. Ancak bu enerji sokaklara akmadığı sürece giderek sönümlenmektedir. Bugün popülizmin 'devrimci' ambalajlarla gençliğe sunduğu siyaset, dönem dönem gençliğin enerjisini sokaklarda yükseltse de son noktada sistemin çıkarına göre şekillenen sokak siyasetinden uzak mitingler ve kampanyalarla pasifize olmaktadır.
Dijital çağın getirdiği, bireylerin ekranlar başında tekilleşmesi, sistemin en büyük müttefikidir. Örgütsüz bir kitle, ne kadar öfkeli olursa olsun, devlet aygıtını, medya şirketlerini ve tarikat-cemaat ağlarını elinde tutan daha örgütlü bir yapı karşısında savrulmaya mahkumdur. Bu noktada örgütlülük, gençlik için acil bir reçete olarak sunulmalıdır. Bu, gençliği bir kitlesel yığın olmaktan çıkarıp, tarihsel bir özne haline getirecek olan yegane güçtür.
Sonuç olarak Türkiye gençliğinin içine düştüğü boşluk, sağın sığ milliyetçiliği ile iktidarın dinci hegemonyası arasında sıkışmış, kimi zaman sokakta yükselen, kimi zaman sosyal medya paylaşımlarından öteye geçemeyen bir örgütsüzlük halidir. Günün sonunda bir ilkesi veya fikri olmayan her genç, iktidarın kültürel dayatmaları karşısında savrulup duracaktır. Gençlik lise sıralarında, üniversite amfilerinde ve sokaklarda kendi teorik ve ideolojik hattını inşa etmediği sürece ne bu düzenin yarattığı karanlıktan, ne de popülizmin sığ siyasetinden kurtulabilir.



